İstanbul’da 1635’te yüz oyuncakçı dükkânı vardı
Eyüp oyuncakçılığı üç yüzyıl sürdü, 1957'de bir bulvar açılırken bitti. Geriye kalan sayılar hem şaşırtıcı hem tanıdık.
Evliya Çelebi 1635'te Eyüp Oyuncakçılar Çarşısı'nda 100 dükkânda 105 kişinin çalıştığını yazmış. Zanaat 19. yüzyılda Avrupa ithalatı karşısında geriledi, son usta 1955'te bıraktı, çarşı 1957'de Eyüp Bulvarı açılırken yıkıldı.
Atölyeyi kurarken ilk merak ettiğim şey şuydu: bu işi bu topraklarda daha önce kim yaptı? Cevap Eyüp’te çıktı ve beklediğimden çok daha büyüktü.
1635’te yüz dükkân
Evliya Çelebi Seyahatname’de Eyüp Oyuncakçılar Çarşısı’nı sayıyor: 100 dükkân, 105 kişi. Aynı yıl Bağdat Seferi için düzenlenen esnaf alayına arabalarla katılmışlar, oyuncaklarını sergileyip taklitler yapmışlar. Zanaatı I. Ahmed dönemine, yani 1600’lerin başına kadar götüren kayıtlar var.
Yer seçimi tesadüf değil. Eyüpsultan bir ziyaret mekânıydı ve özellikle sünnet merasimleri için çocuklu ailelerce geliniyordu. Oyuncakçı müşterisinin ayağına gitmiyordu, müşteri zaten oradaydı. Dükkânlar İskele Caddesi üzerindeki Oyuncakçı Çıkmazı’ndaydı.
Hammadde satın almıyorlardı
Bu kısım beni en çok etkileyen yer oldu. Eyüp oyuncakçısı malzemesini satın almıyor, şehrin atığından topluyordu.
- Tahtakale kereste tüccarlarından ahşap kırpıntıları
- Sobacılardan hurda teneke
- Sütlüce Mezbahası’ndan davul ve def için deri
- Kâğıthane ve Alibeyköy derelerinde biriken kil
Boyalar toprak ve kökten geliyordu, üstüne varak altın. Renkler kırmızı, mavi, yeşil ve beyazdı. Desenler basitti: yumuşak dalgalı şeritler, çizgiler.
Ürünlerin adları hâlâ duruyor: Saltanat Kayığı, Aynalı Beşik, Kuşlu Araba, İpli Topaç. Bunların yanında tahta kılıç, fırıldak, davul, def, kilden düdükler ve Karagöz ile Hacivat figürleri yapılıyordu. Gezici satıcılar toptan alıp sepetlerle şehre ve Osmanlı topraklarına dağıtıyordu.
Çöküş üç aşamada oldu
Birincisi rekabetti. 19. yüzyılda Pera’da Avrupa malı oyuncak satan mağazalar açıldı. Bon Marché ve Bazar Allemand gibi yerler pazara hâkim oldu. Eyüp’teki oyuncakçı sayısı otuza düştü.
İkincisi ithalattı. Tek bir rakam durumu özetliyor: 1894 mali yılında Osmanlı İmparatorluğu 3.166.839 kuruş değerinde oyuncak ithal etti ve sıfır ihracat yaptı. Aynı dönemde bir gazete yazısı Eyüp oyuncakçılığını “yeni üretim teknikleri ve pedagojideki gelişmelerin gerisinde kalmakla” eleştiriyordu.
Üçüncüsü fizikseldi. 1920’lere gelindiğinde bir iki dükkân kalmıştı. Son usta 1955’te bıraktı. 1957’de Eyüp Bulvarı açılırken Oyuncakçılar Çarşısı tamamen ortadan kalktı.
Geriye ne kaldı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi koleksiyonunda 28 adet özgün Eyüp oyuncağı var: davul, topaç, minyatür araba. Kaynaklar bunların sergilenip sergilenmediği konusunda çelişiyor.
Canlandırma çabaları 2005’te bir kadın kooperatifinin Avrupa Birliği destekli projesiyle başladı. 2017’de Şennur Ülker Eyüpsultan’da “Geleneksel Eyüp Oyuncakçısı” adlı müze atölyeyi kurdu. 2021’de Eyüp oyuncakları İstanbul’un somut olmayan kültürel miras envanterine kaydedildi.
Bunu neden yazıyoruz
Çünkü aynı denklemin içindeyiz. 1894’te ucuz ithalat karşısında yerli üretimin çöküşü neyse, bugün de o. Aradaki fark, o zaman kimsenin bunu yazmamış olması.
Eyüp oyuncakçısının atıktan üretmesi bir yoksulluk hikâyesi olarak anlatılıyor genellikle. Bize öyle gelmiyor. Şehrin atığını hammaddeye çeviren bir sistem kurmuşlar ve bunu üç yüzyıl sürdürmüşler. Biz henüz o kadar becerikli değiliz.
Bir de şu var: hayatta kalan ahşap oyuncak geleneklerine baktığımızda hepsinde ortak bir şey görüyoruz. Almanya’da Erzgebirge kollektif markayla, Hindistan’da Channapatna coğrafi işaretle, Japonya’da kokeshi geleneksel el sanatı tesciliyle ayakta duruyor. Eyüp’ün böyle bir korunağı hiç olmadı.
Kaynaklar: Evliya Çelebi, Seyahatname. Belleten dergisindeki Eyüp oyuncakçılığı makalesi. Eyüpsultan Kaymakamlığı ve Eyüpsultan Belediyesi arşivleri.
Faruk
Masifico atolyesini kuruyorum. Bu yazilari uzman oldugum icin degil, ayni sorulari sorup ogrendiklerimi bir yere yazmak icin yaziyorum.
Bunlar da ilgini çekebilir
Dünyanın ahşap oyuncak köyleri ve hepsinin ortak hikâyesi
Almanya, Japonya, Rusya, Hindistan. Birbirinden habersiz doğan bu gelenekler aynı üç koşulda ortaya çıkmış ve aynı sebeple gerilemiş.
İlk prototip elimizde kırıldı
Ahşabın damarını yanlış yönde kesince ne oluyormuş, ikinci denemede ne değiştirdik.
Bir oyuncak markası kurmaya nereden başlanır
İlk gün ne yaptık, ne kadar para harcadık ve nelerden hiç haberimiz yokmuş.